29 Ekim 2018 Pazartesi

29 EKİM


Bugün Cumhuriyet kutlanıyor Türkiye' nin dört bir köşesinde,
95 yıl geçmiş verilen onca savaşın ardından Cumhuriyet ilan edileli,
Dışarıya karşı tek yürek olmuşuz olmasına da,
Tuhaftır, kendi iç savaşımız bir türlü dinmemiş,
Sosyal medya üzerinden bir şeyleri takip etmeyeli uzun zaman olmuş,
Yapım gereği mi? , yetiştirilme tarzımdan mı bilmem? gergin, didişmeli ortamları sevmiyorum,
Anlamsız geliyor galiba yada kendimi anlatamıyorum belki de,
Hep kabuğuma çekilip, sakin kalmayı istiyorum, huzur arıyorum anlayacağınız,
Türkiye' nin er yada geç huzura ulaşacağına da inanıyorum,
Bu umuda sımsıkı sarılıyorum.

Geçenlerde "Eğitim' de Finlandiya Modeli" kitabını okudum.
Finlandiya eğitim sistemi üzerine yıllarca çalışıp, emek vermiş bir eğitimcinin kaleme aldığı bir kitap.
Hani şu yere göğe sığdıramadığımız, imrendiğimiz, PISA skorları hep yüksek olan ülke.

 Eğitimde Finlandiya Modeli

Kitabın özünde diyor ki,
Eğitim bugünün moda terimi "büyük veri" analizi ile değil, "küçük veri" analizi ile gelişiyor.
Her bir birey, her bir çocuğun sorunlarına inerek, onları analiz edip çözümleyerek,
Her birinin yeteneklerini, ilgi alanlarını keşfederek,
Önce dar gelirli, düşük düzeydeki okullardan başlamışlar çalışmaya,

Bizim eğitim sistemimizle ilgili en büyük yanılgılardan birinin öğretmenlerimizin tamamının süper akıllı insanlardan oluştuğunun sanılması diyor yazar kitabının bir yerinde,
Orada ki öğretmenler sanıldığı kadar süper akıllı yetişkinlerden değil, öğretmenliği seven ve anlamını kavrayanlar arasından seçiliyormuş,
Sınav skorlarında çok başarılı öğretmenler bu mesleğe kabul edilebildiği gibi, çok başarılı olmayanlarda öğretmen olabiliyormuş,
En önemli kıstas öğretmenliği sevmek, çocuğu sevmek, eğitimi sevmek, gelişmeyi sevmek,
Çocukların gelişimi kadar, öğretmenlerin gelişimi de önemli onlar için,
Çocukların gelişimini, ancak sürekli gelişen eğitimciler sağlayabiliyor onlara göre,

PISA' da başarılı olmaları bizim gibi sınavlara önem verdiklerinden değilmiş,
Anlatıldığına göre sınav skorlarını çok dert etmiyorlar,
Son yıllarda sınav skorları düşmesine rağmen bundan panik olmadıklarını belirtiyorlar,
Çünkü orada önemli olan çocukların yetenek alanları çerçevesinde eğitilmesi, yetişmesi, öz güvenli ve farklılıklara saygılı bireyler olarak, kendilerini keşfederek büyümeleri,

Bundan 10 sene önce karşılaşmıştım yetenek yönetimi kavramıyla,
10 sene önce çalıştığım, yemekhane olmaması, müzik, resim, beden eğitimi vb. derslere işin erbabı öğretmenler girmediği için devlet okulundan almıştım kızımı.
Üzerinden 10 sene geçti, hayata sıfırdan başladığım oğlum devlet okulunda 3. sınıfta,
Geçtiğimiz 2 yıl içerisinde okulları bir yemekhaneye kavuştu, geçen sene ingilizce dersi görmeye başladılar.
Özel okullardaki gibi mükemmel değil belki ama bir adım sonuçta,
İlk adımı zar zor atarsınız ama o gelişmenin başladığının göstergesidir,
Zorla olmadıysa bu gelişme, o adım profesyonelleşir ve gelişir.

Bugün cumhuriyetin 95. yılında diyorum ki eğitim için bir adım daha atılsa,
Keşke ilkokullarda akademi ve konservatuvarlardan mezun öğretmenler tarafından resim, beden ve müzik dersleri başlasa,

Bugün içinde bulunduğumuz mücadele bir savaş değil aslında,
Bizler bir arada gelişememenin mücadelesini veriyoruz,
Farklı alt yapıları, yaşanmışlıkları, deneyimleri olan grupların bir arada yaşayamama, kendilerini anlatamama yada anlayamama, birbirlerine tahammül edememe,
Elinden tutup birlikte ilerleyemediği için, ayağından silkeleyip atmaya çalıştığı bir mücadele belki de,
Ya da ben kendi dar alanımda öyle algılıyorum dur kim bilir ?

Sınıfta öğrenme ortamına benzetiyorum ben bu durumu,
Koca sınıfta farklı yetenek, algı kapasitesinde olan çocukları bir arada geliştirmek zorundadır öğretmen,
Çok iyi olan alıp başını gidemez, kolay soruları, basit konuları işlemek zorundadır sınıftaki daha yavaş ilerleyen arkadaşı için,
Yavaş ilerleyen, biraz daha kendini zorlayıp, zeki olanı daraltmamalı, doğru bildiği yanlışları inat etmeden, daha çabuk düzeltmelidir,
Öğretmen yavaş gideni "Hey sen bunu yapabilirsin, ben buna inanıyorum, şu saplantını bırak artık" bakış açısını geride olana düzgün anlatabilmeyi, hızlı olana da "güzel olan birlikte gelişmek, biraz sabırlı olu" izah edebilmeyi ve çatışma çıkarmadan, iki farklı grubu kaynaştırmayı becerebildiğinde sorunlarda daha basit ve çözülebilir gelir kanımca....

Dün Cumhuriyet Gazetesinde, Zeynep Oral' in "Cumhuriyet" tanımı yaptığı çok güzel bir yazı okudum.

Yılmaz Özdil' in "Mustafa Kemal' ini" okursanız aslında Atatürk' ün yapısında savaşmanın değil, cumhuriyet tarzı yönetim anlayışının olduğunu daha kolay anlayacaksınız.
Atatürk bize hep savaşlarla anlatıldığı için bazılarımız onu tam anlayamıyor belki kimbilir ?
Cumhuriyetin anlamını da hep birlikte kavrayamamızın sebebi bu belki de ?

Vaktiniz var mı bilmem, zamanınız olursa Zeynep Oral' ın yazısına bir göz atın isterseniz.
Benden tavsiyesi....

Cumhuriyetin 96. yıl kutlamalarında bu rejimin neden iyi olduğu, ne olduğu, ne olmadığını anlatmak zorunda kalmayan yazılar okuyabilmek dileğiyle....

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun

Zeynep Oral' ın kalemiyle Cumhuriyet

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder