2 Nisan 2019 Salı

Bakış açısı



Küçüklüğümden beri puzzle yapmayı seviyorum. 
O karmaşa içinde bir şeyler bulmayı, sabırla gruplandırmayı...
Hele uzun süre arayıp da bulamadığım yada bir yerlere monte etmeye çalışıp da monte edemediğim parçanın yerini bulduğum andaki ruh hali var ya en çok o anı seviyorum.   

Bana göre puzzle yapmak sabır, analiz yeteneği, vazgeçmemek, inatçılık, karmaşa içinde kaybolmadan yolunda ilerleme ve bir bütünü oluşturabilme konusunda yardımcı oluyor insana. Hiçbir şeye yaramayacakmış gibi görünen karmaşadan bir bütün, bir görsellik, bir güzellik oluşturabilmek bir anlamda. 

Bu bakış açısını edindiğimden beri düzene takıklığım, dağınıklığa bakış açım ve çocuklara toleransım arttı. Geçen gün çalışırken masamın üzerindeki dağınıklığı görünce kendi kendime gülüp, çocuklara kötü örnek olabilecek görüntüler kapsamına alınabilecek bu anı resmettim. 



Bu dağınıklık ortamında, puzzle misali, çekmecelerden, oradan buradan bulduğum 10 - 15 yılın birikimi, çeyizlik danteller, Türkiye' nin bilmem hangi kumsalından toplanmış midyeler, iş yerinden getirilmiş talaş parçaları, boyalar, cam kırıkları, evimizin yapımında kullanılan atıl fayansları kullanıp bu eseri ortaya çıkardım.


Sanatçı müsveddesi olarak kendimi biraz aşama kaydetmiş farz edebilirim, zira bu ürün bakınca anlamsız görünen bir ürün yaratma aşamasına geldiğimin en güzel göstergesi :)





Kızımın sanata yönelmesi ile bu tarz eserlere bakış açımda değişti. Sanatı yorumlayabilmekte bir bakış açısı, alışkanlık aslında. Pek çoğumuza anlamsız gelen eserler, sanatçısı için çok şey ifade ediyor ve o esere sanatçının objektifinden baktığınızda, daha anlamlı ve daha değerli olduğunu fark edip, daha fazla sevebiliyor insan.



Bu eser benim için Türkiye' nin zenginliklerini, çocuklarımıza bırakabileceğimiz güzelliklerin, kaynakların bir harmanını ifade ediyor. 
Hiç kimsenin aklına gelmediğine eminim :)

Turizm, metal, plastik, cam, boya ve kimya,el sanatları, tekstil, porselen vb. yer altı kaynakları ve bunların hepsinin temelinde yatan eğitimli, insan gücü.

Bugün sabah seçim sonrası ilk kez çalışmak için odaya girdiğimde bu tablo ile seçim sonuçlarını özdeşleştirdim birden. 
Seçim sonuçlarına baktığımda bu ülkede yaşayan herkes için o kadar güzel bir tablo ve gelecek imkanı sergilendiğini kaçınızın fark ettiğini bilemiyorum ama Türkiye' de kalıcı ve geliştirici çalışmalar yapmak için önümüzde yeni bir yol açıldı. 

Beğenirsiniz, beğenmezsiniz AKP, Türkiye' nin aşama kaydetmesinde önemli yol aldı. 
Ancak kendilerininde fark ettiği gibi bu kadar uzun zaman zarfında aynılaşma, tekrar başladı. 
Tek bakış açısı ile ülkeyi yönetmek kolaydır ama kontrol mekanizmalarını zayıflatır bu yöntem. Yönetenleri ve yönetilenleri fark etmeden, kötü niyet olmasa bile rehavete sürükler. 

Şu anki tabloda kaybeden yok. CHP uzun süredir istediği yönetimde daha fazla söz sahibi olma imkanına kavuştu, AKP nerede ise 20 yılda kurduğu sistemin ne derece sağlıklı bir sistem olduğunu sorgulama imkanı edindi, MHP ve İP rekabete, kendi içinde bölünmelere rağmen ayakta kalabileceklerini ispatladı, HDP ise daha yapıcı, siyasi çözümlere yönelme konusunda tabanından geri bildirim kazandı. 

Gelecek 4.5 yılda belediyeler, büyükşehir belediyeleri ve hükümet arasında daha verimli, daha hesap verebilir bir sistem olup olmadığını görecek, istenirse, tespit edilen eksiklikler düzeltilerek daha sağlam, vatandaşın ve Türkiye' nin faydasına odaklı daha etkili çalışmalar yapılabilecektir. 

Şu an belediyeler, büyükşehir belediyelerine, büyükşehir belediyeleri ise bir üst yönetim birimine hesap verme sorumluluğunu daha fazla omuzlarında hissedecek. Bu da ülke olarak finans, kaynakların verimli kullanımı vb. konularda uzun vadeli fayda sağlayabilecek. 
Beka sorunu üzerinde çalışılacak anlayacağınız. 
Günümüzde kalıcı olmak için gerekli en önemli kavramlardan biri finansal kuvvet.

Siz ne düşündünüz bilmem ama bu seçim sonuçları beni heyecanlandırdı, umutlandırdı. 

Yetişkinler olarak böbürlenmeyi, zafer sarhoşluğunu, yenilmişlik duygusunu bir kenara bırakıp el, ele verirsek, daha sağlam bir yapılaşma, köklü reformlar yapıp, çalışkanlığımızı gösterecek, geleceğimizin gençlerine hak ettikleri bir Türkiye yaratacak 4,5 yıl var önümüzde. 

Her şeyi başarmak için gayet uzun, senkronize ve yükselen bir Türkiye yaratmak için gayet yeterli bir zaman. 
Gençlerin oyunu kazanmak için daha iyi şeyler yapabilme fırsatı...   

Tabi oluşmasını istediğimiz resmi iyi belirleyip, puzzle' ın parçalarını böbürlenmeden, sıkılmadan, yorulmadan kombinleyip, bütün parçaları yerli yerinde, etkili ve verimli kullanabilirsek. 

Hep şunu söylerim, bir çocuğun, bir gencin hedefi belli ise ona ulaşmaması için hiçbir sebep yok. 
Aynı şey yetişkinler, ülkeler, siyasiler içinde geçerli...

13 Şubat 2019 Çarşamba

Kalite detaylarda gizlidir


Dün kariyerimi mahveden adamın doğum günüydü. 
Tam 9 sene oldu. 
Sabah çalan saat zilinin sesiyle heyecanla uyandı, "kalk anne, bugün benim doğum günüm" diyen sesi heyecanlıydı....
Ve ben onunla hem bir kız, hemde bir erkek annesi olmanın ne demek olduğunu öğrendim. 
Sadece kızları hararetle savunurken, birden erkeklerinde hararetle savunulmaya ihtiyaçları olduğunu fark ettim...
Kızlar için uygulanan ayrımcı uygulamalar kadar olmasa da benzer baskıların erkekler içinde uygulandığına şahit oldum.

Çocukta yaparım kariyerde diyen ben deniz 2. çocuğun, 1. nin getirdiği yüklerin karesini omuzlarıma yüklediğini zamanla fark edip, fayda zarar analizinin ardından biraz ara dediğimde kalite yöneticiliğinde 19. yılımı tamamlamıştım.


1990' larda ISO9000 mevhumu ile ortalığı kasıp kavuran kalite rüzgarı, askeri uygulamalardan özel sektöre evrilmiş bir uygulama aslında. 1993 yılında çalışmalara başlamış, ekip olarak, 3 yıl boyunca çok hummalı ama heyecanlı bir değişimi yaratmıştık. Göstermelik değil, temelden iyileştirmeler yapmıştık. 1996 yılında geçirdiğimiz 3 günlük denetimde görev alan ekip bizi iyice bir terletmişti. Yıllar sonra geçirdiğimiz denetimlerin kalitesi azaldı. Biz ekip olarak her denetim sonrası, nerede o eski denetimler modunda şarkımızı söyler olduk.

Bugün UH1 helikopter kazası sonrası artık askeriye de de böyle bir evrilme var demek ki diye düşündüm ve üzüldüm. Halbuki kalite sisteminin izlenebilirlik prensibi dikkate alınsaydı bu hafta başı, şehit olan 6 askerimiz bugün hayatta olabilirdi.

Kalite sistemine göre bir problem olduğunda bireysel olarak insanlar değil, sistem hataları dikkate alınmalıdır.


Bir süredir, bir yakınımın öğüdü çerçevesinde "değiştiremediğin şeyleri değiştirmek için inatlaşmamalısın" öğüdünü dikkate alıp, olaylar karşısında sakinliğimi korumayı seçmişken, birden bire bu resmi görünce sinirlendim, dağıldım, kızdım, üzüldüm....

Olaylar olduğunda sakin kalabiliyorum da yetkililerin ölümlerden sonra el açıp dua etmelerine dayanamıyorum.
Sanırım önümüzdeki günlerde bu konuda kendimi sakin tutmayı öğrenmem gerekecek...

7 yıldır evde oturan, eski kalite prensiplerinin çoktan rafa kalktığı bir sistemi bilen biri olarak madem sözünü dinletemeyen sıradan bir kadınsın kızım, otur bloğunda bu analizi yap, kim tutar seni dedim.

İlk helikopter kazasından sonra okuduğum bir gazete yazısı sonrası bir araştırma yapmıştım. Düşen askeri helikopterde, Bostancı' da düşen sivil helikopterin de aynı firma tarafından üretilen helikopterler olduğunu fark etmiş, hatta bunu bir mail ile o yazarla da paylaşmıştım.

İlgili makamların bu iki kazayı da kombinleyip incelemesi gerekirdi. Zira iki helikopterinde düşüş sebebi her iki helikopterde kullanılan, aynı parçanın tasarım hatası olabilirdi.

Hani şu partilere yorulan metal yorgunluğu denen kavram var ya. Bu kavram metal malzemeler ile üretilen parçalar için oldukça geçerli bir kavram olup, belli uçuş saatini tamamlayan her iki helikopterde de arızaya bu sebep olmuş olabilirdi.

Yapılması gereken bu incelemeler yapılırken, bir yandan da elimizde hem sivil, hem de özel havacılıkta kullanılan aynı firmaya ait uçakların tamamının envanterinin çıkarılıp, her birinin tek tek incelenmesi, firma ile bağlantıya geçilmesi, mümkünse bu helikopterlerin kullanılmaması veya kontrollü kullanılmasıydı.

Bu hafta başı aynı modelde bir helikopterimiz daha düştü ve 6 askerimiz şehit oldu.....

Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayfasına girip, bu konuda yapılan yazılı soru önergelerine bakarsanız, bu konuda 3 tane yazılı soru önergesi verildiği ve bu önergelerin "Süresi İçinde Cevaplandırılmadığından Gelen Kağıtlarda Yayımlandığı" görülüyor.

Kartalda yıkılan binada olduğu gibi, düşen helikopter olayında ki kayıplarımızda ihmaller silsilesi yüzünden malesef.....
Bir gelişmekte olan ülkeler sendromu...

Aslında sessiz kal kızım, konuşunca "tükaka" oluyorsun felsefesini benimseyeli uzun zaman oldu....
Bu yazıyı niye mi yazıyorum ?????
Bu ülkede gerek özel sektörde, gerek sivil hayatta o firmanın pek çok helikopteri kullanılıyor olabilir...
Helikopterleri askerler dışında yüksek bürokratlar, holdinglerdeki pek çok değerli insan, milletvekilleri, hatta cumhurbaşkanı kullanıyor....

Biz sıradan insanlar şehitlik mertebesiyle arkamızdan el sallanmasına alıştık ta, bari kendinizi kurtarın diyorum belki de....

Minicik bedenlerin, gencecik insanların cenazesine gelip, omuzlarınızda taşıdığınızda unutuveriyoruz her şeyi, haksızlığı, adaletsizliği, görmeden gelinmeyi....

Biz alıştık, bari sizin telef olmanıza engel olayım diyorum....

Yarın 14 Şubat sevgililer gününde, sevdiklerinize sarılırken o "6 askerde sevgilisine sarılabilirdi" yi unutmayın e mi.....

O önergeler dikkate alınsaydı, el ele verilip araştırmalar hızlandırılabilseydi, tarafsız olunabilseydi, Türkiye şu seçim çılgınlığı ve safsatalarından kurtulabilseydi onlarda yarın sevdiklerine sarılabilir miydi ?????

Sevgililer gününüz kutlu olsun e miii ????