Geçenlerde Hürriyet' in ana sayfasında bu resmi görünce, ayrıntılara dikkat etmeden, sevinçle "Aaaa dedim Fenerbahçe bir kadın teknik direktörle mi? anlaştı"
Detayları okuduğumda "He for She" organizasyonu kapsamında işbirliği yapıldığını öğrendim. Hayallerim suya düştüğü için kısa bir hayal kırıklığı yaşadıktan sonra kendi kendime fazla uçtun diye düşündüm. Futbol gibi genelde erkeksel görünen bir sporda kadın teknik direktör çalıştıran takım var mıdır acaba? Üç büyükler, böyle bir aday bulunsa destek olup, görüşmeye davet etmeye cesaret edebilirler mi ? Diyelim cesaret ettiler, adayı çok beğendiler, çalışmaya karar verdiler, takım oyuncuları ne der ? Nasıl tepki gösterir? Hadi diyelim her şey rayında gitti kadın direktör, şu günlerde ki makus talihi yenebilir mi ? gibi gibi bir sürü soru ardı ardına geliverdi...
Asıl mesele "He for She" değil aslında, kıt İngilizce bilgimle bunu çevirdiğimde erkeklerin kadınları desteklemesi, kadınlar için mücadele etmesi gerektiğini anlatıyor bu kelime. Çevrenin fazla tepkisini çekmeden, konuya ilgili arttırma taktiğini anlayabiliyorum ama bence yanlış bir ifade. Bu ifade gerçekten eşitlikçi erkeklerin omuzlarına yük bindiriyor, onlara haksızlık edilmesine sebep oluyor belki de.
Esas bakış açısı "He = She" yani, kadın erkek eşitliğinde. Hem de hayatın her alanında dengeyi sağlayacak, Türkiye ve dünya için kalıcı mutluluğu getirebilecek bir bakış açısı bence. Kadın, erkek eşitliği kavram tüm dünya için o derece zor bir kavram ki, erkekleri bu kavrama alıştırmak için "He for She" denmiş anlaşılan.
Eşitlik kavramı ailede başlıyor aslında. Mesele kadın erkek eşitliği değil sadece. Büyük, küçük eşitliği, ebeveyn çocuk eşitliği, köylü kentli eşitliği... Farklı eğitim seviyesinde, farklı kültürde, farklı yaşam tarzlarında da olsa eşitlik.
Yemeğin güzel kısmının önce erkeklere, babalara paylaştırılması değil, annelere, kızlara da verilecek şekilde üleştirilmesi eşitlik. Kız kardeşin eğitimine destek olmak için küçük erkek kardeşe lükslerimizi kısalım demek, ailecek fedakarlık yapabilmek eşitlik. Ablanın ayakları üzerine bastığında, kardeşlerine destek olması eşitlik. Hep kız çocuktan değil, yeri geldiğinde erkek çocuktan da su isteyebilmek eşitlik. Erkek çocuğun hovardalık yapmasına izin veriliyorsa, kız çocuğun hovardalık yapmasına izin vermek eşitlik. Ya da kız çocuğun hovardalık yapmasına izin verilmiyorsa, erkek çocuğun hovardalıklarına da göz yummamak, sen elin kızına bunu nasıl yaparsın deyip erkek evlada sınır koyabilmektir eşitlik. Değer verdiğiniz, eşim demek istediğiniz bir kadına resmi nikah kıyabilmektir eşitlik. Kadın yorgunken, eli bulaşıklıyken bebeğin altını erkeğin değiştirebilmesidir eşitlik. Bir erkeğin mutfağa girip bugünde ben yemeği yapayım demesidir eşitlik. Eşi iş bulmuş, kendi bulamamış bir babanın evde iş yapması, çocuğu ile ilgilenmesidir eşitlik. Eşi çalışmıyorsa, işe gidip çalışan, aile yükünü karşılayan kadındır eşitlikçi kadın. Para kazanmayan, şık olmayan, zengin olmayan bir eşin, bir bireyin, bir insanın fikirlerine değer verebilmektir eşitlik. Doğru karar verse de vermesede köylü ile kentlinin oy haklarının eşit olduğunu savunmaktır eşitlik. Bir öğretmenin, sınıfta veya okulda kendine farklı bir şey seslendiren bir öğrenciye, "bu böyle, sen bunu bilmezsin" demek yerine, "yanlış biliyor olabilirim, emin değilim, araştırayım tekrar tartışalım" diyebilmektir eşitlik.
"Ladies first" kavramını bir kenara atıp, kendisine kibarlık yapan bir erkeğe, hepimiz eşitiz, siz öndeydiniz önce siz geçin diyebilen bir kadın eşitliğe inanmıştır. Bir kadın meslektaşı başarılı olduğunda bir erkeğin sıcacık bir gülümsemeyle gidip onu tebrik edebilmesi, sımsıkı sarılabilmesidir eşitlik. Aynı özelliklerde, vasıflarda bir kadın ve bir erkek özgeçmişi önüne geldiğinde bu kadın yada bu erkek demeden iki özgeçmişi de aynı detayda inceleyebilmektir eşitlik. Erkek elini sıkarken, kadın elini sıkabilmektir eşitlik. Erkekleri ve kadınları aynı konuda, aynı derece de, aynı sertlik veya aynı yumuşaklıkta eleştirebilmektir eşitlik.
Milletvekili koltuğundaki bir kadının ve bir erkeğin fikirlerini aynı ilgili ile dinleyip, değerlendirebilmektir eşitlik.
Her kavram gibi eşitlikte aile olacağında, ana kucağında doğru öğrenildiğinde gerisinden korkmamak gerekir. Yoksa her birey bir ömür boyunca didişen kadın erkekler, feministler ile mücadele eder.
Bugünlerde "Lagom" diye bir kitap okuyorum. İsveçlilerin yaşam felsefesi "Lagom", yani "ne az, ne çok, tam kararında" demekmiş. İsveçliler hayatlarının her alanına bu kavramı oturttukları için mutlu ülkeler sıralamasında ilk sıralardaymış.
Kitabın bir bölümünde diyor ki;
" Cinsiyet eşitliğinin desteklendiği ülkeler tipik olarak mutluluk ölçeğinde diğer ülkelerden daha üst sıralarda yer alıyorlar. Cinsiyet eşitliğine önem verilen işyerlerinde çalışanlar daha mutlu ve daha az personel değişikliği yaşanıyor, ayrıca daha fazla kar payı oranına, iş memnuniyetine ve üretkenlik oranına sahipler. Daha eşitlikçi çiftler daha mutlular. Eşitlikçi çiftlerin çocukları okulda daha başarılı oluyor, bir psikiyatra başvurma ya da ilaç kullanma oranları daha düşük.
Cinsiyet eşitliği ve aile dostu politikalar hem kişisel düzeyde hem de mikro ve makro ekonomiler düzeyinde fayda sağlıyor. Herkes kazançlı çıkıyor."
Türkiye kalıcı kalkınma istiyorsa, kadınları ile birlikte kalkınmayı, eşitliği öğrenmek zorunda.
Lafta, görünürde değil, özde, temelde....
Yöntemi belki de "hep ben haklıyım, ben bilirimleri" bir kenara bırakıp, kadın , erkek ayırmaksızın herkese "Bu konuda sen ne düşünüyorsun? Fikrin nediri?" daha fazla sorabilmekte.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder