14 Kasım 2018 Çarşamba

Çocukların gözüyle hayata bakış

Kızım küçükken de onun gözünden hayatın görünüşünü öğrenmeyi severdim. 10 sene sonra oğlum sayesinde tekrar aynı döngüye girdim.

Yaşları büyüdükçe bizden, çevreden ve okullardan yorumları dinleyip, yaşananları izleyip, kavramları öğrendikçe hayata bizim penceremizden bakar oluyorlar. Öncesinde ise ne görüyorlarsa onu söylüyorlar.

Spontane bir şekilde, hani hep çocukluğumuzda yaptığımız gibi, okul çıkışı arkadaşının evine gittik oğlumla.  Bir şeyler yerken, bir yandan ses olsun diye televizyonu açtık. Yemek programlarını zapladık, sonrasında öğleden sonra kuşağı bayanlı, erkekli bir program çıktı karşımıza. Bir zap aralığında, oğlumun arkadaşı "hep kavga ediyorlar işte" dedi.

Günümüzün ve belki de geçmişimizin büyüklerinin yaptığının kısa, çocukça, yalın ve açık bir özeti...
Bu kadar basit aslında...

Ezanın Türkçe okunması yada okunmaması, Atatürk' e saygı duruşunda bulunup, bulunulmaması, Milliyetçilik, Türklük, Türkçülük, Kürtlük, vb. bir sürü kavram...

Artık yerine oturmuş olması gereken ama bir türlü oturtulmayan, birbirinin değer yargılarına saygı duymak yada farklı bakış açılarına saygı göstermek gibi basit bakış açılarıyla çözülebilecekken hala tartışma konusu olabilen kavramlar.

Dediğim gibi bir zap aralığında söylenen sözün ardından hemen kanal değiştirdik ve sohbete daldık...

Bu sene ingilizce ile ilgili sorunlarının çözülmüş olduğunu öğrendim.


Çocuklar hayata çok berrak, açık ve net bakıyorlar. Bundan 20 sene önce yeğenlerimle birlikte pırıl pırıl çocukların büyümesine şahit oldum. 10 sene önce kızımla birlikte başka bir neslin pırıl pırıl çocuklarının büyüyüşüne eşlik ettim. Ebeveynlerinin türlü türlü endişelerine rağmen hepsi büyüdüler, çoğunlukla istedikleri alanlarda bir yerleri kazanıp, farklı bir dönemin mücadelesi içine girdiler.

Şimdi yeni bir neslin pırıl pırıl çocukları büyüyor.

Ancak büyüklerin tartıştıkları kavramlar ne yazık ki hep aynı...

Bugün msn' de İlker Başbuğ' un yazısını okurken şu kısım özellikle dikkatimi çekti. Atatürk 1922 yılında not defterine şunları karalamış.

“Türkiye Devleti’nin temelleri bugün kurulacak değildir. O sarsılmaz temeller binlerce sene evvel kurulmuştur. Fakat o temellerin üstündeki binanın değiştirilen tarz ve renklerini, bizim toplumsal gayemizle, toplumun medeni gerekleri ile uyum içinde, en rahat bir tarzda en yüce fikirde yaşatacağız, canlandıracağız, dirilteceğiz: Mektep, iktisat, sanat, imar.” 

İki nesil büyüdü, bizler hep imara, arabalara yatırım yaptık. İşin %25 lik kısmı mükemmelden öte durumda bir kesim için. Üçüncü nesil için mektep, iktisat ve sanata yönelebilir miyiz? artık. Lütfennn…

Zira bir dördüncü neslin büyümesini görecek kadar zamanımız olmayabilir.
"Geleceğin mimarı, çocuklarımız ve gençlerimiz" söyleminin arkasına sığınmayacak kadar donanımlı bir nesiliz aslında.

Bırakın ezanda ne dendiğini sadece arapça bilenler anlasın, bizim anlamamızın onlar için önemi yok demek ki. Atatürk' ü sevenler onun için istedikleri kadar ayakta dursun, bunlar maneviyatla ilgili şeyler, sizde gelin, törene katılın, ayakta durun denmiyorsa anlayış gösterebilirsiniz, değil mi ?

Türk, Kürt, Milliyetçi, o yada bu şu ülkede ortak değerimiz olan çocuklarımız için birbirimizin değerlerine saygı duyarak yaşamayı beceremiyor muyuz yani ?

İstiyorlarsa tüm okulların adı İmam Hatip olsun. İçeriğinde ne dersler okutulacak, çocuklar hangi alanlarda yetişecek bunları tartışalım. Birbirimize gireceksen örneğin teknik dersler, yabancı dil, sanat dersleri konusunda birbirimize girelim. Gençlerimizin akıllarını, yaratıcılıklarını, dolayısı ile kendilerini geliştirecekleri işlerde çalışacağı alanlar yaratmak için mücadele edelim. 

Çocuklarımız, gençlerimiz bu kadar değerli değil mi ???

Başbuğ' un yazısını okumak isterseniz, linki aşağıda.

https://www.msn.com/tr-tr/haber/gundem/ilker-başbuğ-imam-hatipler-neden-artıyor-bu-artışa-olan-ihtiyaç-nedir/ar-BBPJacf?ocid=spartanntp

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder